Bazen düşünüyorum da hiç bilmediğim ülkelere yeni şehirlere gidip keşfetmek iyi mi gerçekten, yoksa hep bildiğim aşık olduğum, yollarını hatta marketlerini bile ezberlediğim yerlere mi gitmeliyim yeniden yeniden acaba?

Bu son Kopenhag tatili dönüşümde uçakta uzunca düşündüm bu mevzuyu ve dedim ki belkide hiç bilmediğim, soğuk bir Danimarka şehrine gitmektense 4-5 kez gittiğim Berlin’e, Londra’ya, Barcelona’ya gitsem daha çok mutlu olmaz mıydım diye?

Bilemiyorum tam cevabını, şimdi gene bir uçak bileti bakıyor olsam gitmediğim görmediğim yer olsun peşinde olurdum kesin:) Ama dönüşlerinde, umduğumu bulamadığım zamanlarda  “ah ulan şimdi Barcelona La Rambla’da dolanmak veya Berlin’de Mr. Hai’de sushi yemek vardı” diye söyleniyor oluyorum işte… Hayat:)

Bu girişten nasıl bir sonuç çıkarttınız bilemiyorum ama sanırım ben pek sevemedim Kopenhag’ı…Bu yüzden biraz sorguluyorum nasıl seyahatler yapmam gerektiğini. Ama kesinlikle tatil tatildir! Gidilmiştir, yenilmiş- içilmiş, sonuna kadar gezilmiştir. NOKTA:)

eylemmania-kopenhag-danimarka-seyahat

 

Kopenhag’a Ne Zaman Gidilmeli?

Kopenhag’da neler var neler yok bahsetmeden önce önemli bir detay vermek istiyorum.  Kopenhag’ı gezmek için mutlaka sıcak yaz günlerini tercih edin. Uzun yıllar Kopenhag’da yaşayan bir Türk ile tanışıp arkadaş oldum, o bile şu yorumu yaptı; “Burada yaşayan insanların sıcakta ve soğukta modları değişik oluyor. Hatta yaşantıları, davranışları bile fark ediyor” dedi. Yani yaz günleri daha pozitif sıcak insanlar görebilirsiniz. Belki de bu kadar soğuk ve gri olmasaydı ben de bayılarak dönebilirdim Kopenhag’dan kimbilir!

Kopenhag’da Nerede Kalınır?

Kopenhag ‘a gitmeden önce kalacağımız otel için çok kafa patlattım çünkü kalmak istediğim beğendiğim otellerin bir çoğu Nyhavn tarafında sahildeydi. Ancak oğlumla beraber gittiğim için ulaşımı daha kolay olsun, şehir merkezinde olsun diye Strøget tarafında kalmayı tercih ettim. Ama gidenlere Nyhavn bölgesindeki keyifli, manzaralı otelleri öneririm. Bizim kaldığımız Otel Axel Guldsmeden  ise 4 yıldızlı, organik bir oteldi. Evet evet organik, bildiğiniz  yeme içme dışında kullanılan malzemeler, dekorasyonu otele dair herşey organik. Bu anlamda biz sevdik ve değişik geldi. Sıradan bildiğiniz tarzda otellerden değil. Hareketli Vesterbro bölgesinde yer alıyor, Strøget caddesine yürüyerek 15 dakika uzaklıkta, Tivoli’ye 5 dakika. Otelin çok şık ve büyük bir avlusu var soğukta oturamasam da ben bayıldım. Ayrıca içinde çok güzel bir SPA da bulunuyor.

 

eylemmania-kopenhag-danimarka-sehir-notlari

Guldsmeden’in kendi iloveecoessentials marka organik banyo ürünleri bulunuyor. Ben bayıldım bu markaya. Bir çok otelin olduğu gibi Axel Guldsmeden’in de önünde bir çok bisiklet var, günlük kiralayıp şehri çok rahat bisikletle gezebilirsiniz. Zaten yolları düz bir şehir ve bugüne kadar gördüğüm en başarılı bisiklet şehri diyebilirim. Önemli bir ulaşım aracı olarak kullanıyorlar bisikleti her köşede yüzlerce bisiklet park etmiş olarak görebilirsiniz.

 

eylemmania-kopenhag-bisiklet-sehri

Bizimse bir bisiklet maceramız bile olamadı:( çünkü tam bisikletlerimizi kiralayıp aldığımız ve sadece sokağın başına kadar gidebildiğimiz sabah kar yağmaya başladı! Evet bildiğiniz lapa lapa kar yağdı… Arkasından şiddetli yağmur:( Biz unutalım bu bisiklet olayını dedik ve otele geri bırakarak başka bir bahara dedik. Değişik havası var Kopenhag’ın, o kar yağan günün öğleden sonrası birden güneş açtı, hızlı değişimler olduğu için adapte olmak zor açıkcası. Geceleri 1 derece, gündüzleri 4-5 derece civarlarında oluyormuş bu aylarda (Nisan/ Mayıs)

Kopenhag’da İlk Gün

Kopenhag’da ilk günümüzü Strøget caddesi ve otelimizin çevresini keşfederek geçirdik. Tavsiye üzerine Tommi’s diye bir Burger Joint’e gittik. Kopenhag’da bir çok yerde Burger Joint‘ler bulunuyor. Hamburger ekmekleri değişik ve çok çeşitli sosları var. Gitmişken bir burger yiyin derim. Tommi’s Burger Joint ve Jagger bence gayet başarılı. Jagger’da son gün yedik ortam ve çeşit olarak biraz daha başarılı. Adresleri için internet sitelerine bakabilirsiniz.

Kopenhag’da Alışveriş

Strøget caddesi yaklaşık bir kilometrelik yol ile Frederiksberggade, Nygade, Vimmelskaftet ve Østergade caddelerini kapsıyor. Belediye Binası Meydanı Kopenhag’ın başlıca meydanlarından birisi burada konserler ve açık hava sergileri oluyormuş. Bu meydandan ilerlediğiniz de marka mağazaların Prada, H&M, Zara, Louis Vuitton gibi ve büyük alışveriş merkezlerinin olduğu meydana çıkıyorsunuz.  İllum Department Store ve Magasin  diye büyük iki alışveriş merkezi bulunuyor. İçlerinde hem fashion markalar hem de dan markaları bulmak mümkün.  İllum Department Store ‘un en alt katında keyifli bir Eataly var. Dan tarzına dönecek olursak açıkcası pek bana uygun değil:) Çok dallı budaklı, desenli bir tarzları var. Ben uzaktan bakıp bu dan markası diye iki günde anladım. Flippa K ve DAY içlerinde en beğendiğim markalar oldu. Araba trafiğine kapalı olan bu uzun cadde üzerinde İskandinav tasarımcıların butiklerinide bulabilirsiniz. Özellikle çocuklar için LEGO ve HAMLEYS  oyuncak mağazaları çok keyifli. LEGO’da  saatlarce kalabilirim:) Hatta bence vaktiniz olursa ve çocuklu bir tatil yapıyorsanız bir gününüzü Legoland Billund‘a ayırın derim. Legoland Billund Danimarka’da bir legoland parkı, içinde keyifli aktiviteler bulunuyor. Zamanınız varsa 3 saatlik tren yolculuğu yaparak Kopenhag’dan Legoland Billund’a gidebilirsiniz. Çocuklar için harika bir yer.

İlk günün akşamını erkenden otelimize giderek ve yatarak geçirdik. Sabahın 04:00 de uyanan ve sabahın bir kör vakti uçağa binen insanlar olarak:)

2. günün sabahında Nyhavn‘a doğru yola çıktık. 15-20 dakikalık yürüme mesafesi ama çok yağmur olduğundan biz Taksiyi tercih ettik. Ama mümkün olduğu kadar Kopenhag’da taksi kullanmamanızı öneriyorum. Fiyatlar gerçekten astronomik. Dünyanın en pahalı şehirlerinden birisi Kopenhag, özellikle konaklama ve yeme-içme konusunda ve tabii taksilerde bundan nasibini almış. Gereksiz taksi parası vermek istemiyorsanız her yere yürüyerek veya bisikletle ulaşabilirsiniz. Geçtiğimiz kış aylarında Stockholm’e giderken de öyle demişlerdi aman çok pahalı bir şehir diye ama bana pek öyle gelmemişti. Stockholm’un yanında Kopenhag ciddi pahalı!

Havaalanından geliş ve gidişlerde ise tren kullanabilirsiniz. Central Train Station’a direk havaalanından binip 15 dk ya gelebiliyorsunuz. Merkez istasyon bir çok otele yürüme mesafesinde, bizim otelden istasyonun arası yürüyerek 5 dakikaydı. Trenle çok kolay ulaşım sağladık.

NYHAVN  kanal, şehri denizle birleştirmek için yapılmış. Kanalın her iki tarafında keyifli cafeler, restoranlar bulunuyor. Ayrıca bot turlarının da başlangıç yeri, biz biraz yağmurdan kaçmak için biraz da  etrafı sahilden görmek için bir saatlik bir tekne turu yaptık. Kanal boyunca bitişik sıralanmış, renkli çok şeker evler bulunuyor. Bu rengarenk evlerin harika  fotoğraflarını tekneden çekebilirsiniz.

Kopenhag’da Tekne Gezisi

Tekne ile gezerken, KÜÇÜK DENİZ KIZI HEYKELİ ‘ni (Little MermaidLittle Mermaid) gördük. Biraz arkadan oldu ama açıkcası küçücük çok sıradan bir heykel, Nyhavn’dan yürüyerekte gidebilirsiniz. Kopenhag’ın önemli sembollerinden, ancak kayalıklar üzerindeki küçük heykeli görünce bir hayal kırıklığı yaşayacağınızı baştan söylemiş olayım:)  Resim çektirebilmek için önünde kuyruğa giren turistler oluyormuş. Heykel,  1909 yılında Carlsberg bira tarafından , Carl Jacobsen’e yaptırılmış.

Tekne gezisi sırasında en beğendiğim yerlerden birisi de Kraliyet Kütüphanesi oldu. Kraliyet Kütüphanesi Kopenhag’da bulunan ulusal bir kütüphane.  The Black Diamond diye geçen kütüphane’nin dış cephesi simsiyah ve mimarisi çok güzel. Sahil kenarında bulunan kütüphanenin yaz günlerinde önünde kitap okuyan keyif yapan insanlar oluyormuş.

Tekne turumuzun bitiminde limana karşı oturup güzel bir yemek yedik. Bu yol üzerinde çok fazla sayıda pub ve bira evi de bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de Carlsberg’in evi.  Tüm turistler, gençler Kopenhag’da ellerinde biraları ile sokaklarda dolanıyor. Benim en sevdiğim en keyif aldığım yerlerden birisi oldu Nyhavn:)

Christiana Özgür Mahalle

Nyhavn’dan sonra yürüyerek çok meşhur olan ve benim en merak ettiğim yerlerden birisi olan Christiania’ya gittik. Christiania kendi bağımsızlığını ilan etmiş 850 kişi nüfuslu ve 34 hektar alan kaplayan Kopenhag’da bir mahalle. 1971 yılında hippilerin ve işsiz gençlerin, terk edilmiş askeri kışlalara yerleşmesiyle oluşmuş bir bölge Christiania. 46 yıldır bu mahallede kendi hallerinde kendi kurallarında yaşıyorlar. Bayrakları, hatta kendi para birimleri bile var.

Christiania’ya Dünyanın dört bir yanından müzisyenler ve sanatçılar geliyormuş. Birçok sokağından müzik sesleri yükseliyor. Hava soğuk ve yağmurlu olduğundan sokaklar çok boştu. Sadece bazı ana sokaklarda kalabalık insanlar vardı. Kafe gibi sokakta içki içen sohbet eden insanların olduğu yerlerde de fotoğraf çekmeme izin vermediler, o da yasakmış! Garip kuralları var fotoğraf çekmek yasak, koşmak yasak. Ama Christiania’da uymanız gereken en önemli kural “have fun” Yani burada eğlenmek ve iyi vakit geçirmek şart:)

Bölgede yaşayanlar sakin insanlar olduğundan ve sakinlik istediklerinden koşmak yasak! Birinin koşmaya başlaması polisin geldiği anlamına geliyormuş ve halkta panik yapıyormuş. Bir de en önemlisi “Don’t take photo” bölge sınırları içerisinde fotoğraf çekmek yasak! Garip ama böyle bir kuraları var ben ara sokaklarında ıssız yerlerinde üç beş foto çektim tabii ki:) Ama meydanda insanların kalabalığın olduğu yerden çekmek istediğimde hep birileri müdahale etti. Burada çekemezsin diye…

Christiania evleri de çok orijinal. Birçok evin dış cephelerinde grafiti çalışmaları bulunuyor. Rengarenk, yeşillikler içinde ben sevdim açıkcası, hem değişik bir hikayesi var, hem de orjinal bir yer.

Kopenhag’da Yeme İçme

Ayrıca Kopenhag, Michelin yıldızlı restoranları ile meşhur bir şehir. Sizlere Kiin-Kiin diye bir thai restoranını ve Höst diye bir et restoranı önerebilirim michelin yıldızlı bir restoranda yemek isterseniz. İnternet sitelerinden menülerine ve yerlerine bakabilirsiniz. Kiin- Kiin thai mutfağıyla, Höst’ de şaraplarıyla çok başarılı Michelin yıldızlı restoranlar.

3. günün sabahında Copenhagen’dan trene atlayıp Malmö‘ye İsveç’e gittik.

Evet evet bildiğin 25 dakikada şehir değil, ülke değiştiriyorsunuz.

Kopenhag-Malmö Hattı

Öyle kolay ve güzel bir yolculuk ki. Kesin yapın diyorum. Yolculuğun ilginçliği ve önemli detayı ise, iki ülkeyi birbirine bağlayan meşhur Øresund köprüsü, Øresund. 2 şeritli demiryoluna ve 4 şeritli karayoluna sahip olan birleşik bir köprü Øresund. Danimarka’nın başkenti Kopenhag ve İsveç’in önemli şehirlerinden Malmö’yü birbirine bağlıyor. Denizin ortasından demiryolu ile geçmek gerçekten değişik bir duygu. Ve işte pıt diye Malmö’ye gittik. Kopenhag’dan Malmö’ye tren biletleri günlük olarak alabilirsiniz. 24 saat içinde istediğiniz saatlerde bu bileti kullanabilirsiniz. Trene binerken ve trenden inerken pasaport kontrolü yapılıyor kısa 5-10 dakikalık bir işlem bir çok polis trene gelip oturduğunuz yerden pasaportunuza bakıyor. Yani öyle giriş çıkışlarda fazla bir prosedür yok.

Malmö İsveç’in 3. büyük şehri. Kopenhag’a göre daha ucuz olduğu için birçok Danimarkalı , Malmö’de yaşayıp sadece iş için Kopenhag’a gidip, akşamları geri geliyorlarmış. Sonuçta bizim şehrimizde karşıda işe gitmekten daha kolay başka ülkede işe gitmek:)

Malmö’de Neler Yapabilirsiniz?  

Açıkcası ben Malmö’ye giderken hiç araştırma yapmadım zaten 3-4 saat kalıp döneceğimiz için güzel bir yemek yer, ara sokaklarını keşfederiz diye düşündüm. Malmö; Merkez Tren İstasyonu’ndan çıkar çıkmaz küçük bir kanalın üzerinden geçerek Stortorget diye büyük, hareketli bir meydana çıkıyor.  Zaten Malmö’nün merkezinde görebileceğiniz 3 meydan var, Gustav Adolfs Torg, Lilla Torg ve Stortorget. Bu meydanların hepsi birbirine çok yakınlar.

Stortorget meydanından sol tarafa doğru ilerlediğimizde  Gustav Adolf meydanında buluyorsunuz kendinizi. Hatta köşede çok büyük Gustav Adolf diye bir restoran var, en kalabalık restoranlarıydı:) Bizde burada güzel bir yemek yedik. Sağ taraftan yolumuza  devam ettiğimizde Lilla Torg’da kendimizi bulduk. Burası ufak bir meydan ama sanki Malmö’nün en piyasa yeri gibi geldi bana:) Kalabalık ve cıvıl cıvıl, İsveçlilerin ana buluşma noktasıymış.  Bu minik meydanda çok sayıda  restoran, bar, cafe bulunuyor.

Biz Pronto Cafe’de güzel kahvemizi içtik. Hava güzel olursa siz meydana bakan masalarına oturup bir kahve ve cheesecake keyfi yapın mutlaka. Ben yemedim ama ev yapımı cheesecakeleri harika gözüküyordu. Zaten mekanın mottosu “you love our cheesecakes and our cheesecakes love you too” 🙂 

Trafiğe kapalı olan Stortorget Caddesi’nden Gustav Adolfs torg’a kadar uzanan yolda birçok mağaza bulabilirsiniz. Alışveriş merkezi önerisi isterseniz tabii ki ilk sırada Emporia yer alıyor. Ayrıca Hansa, Entre, Storgatan alışveriş merkezlerinde de aradığınız ürünleri bulabilirsiniz. Fiyatlar Kopenhag’dan daha uygun. Hem alışveriş konusunda hem yeme içme konusunda.

Biz meydanlarını ve bir kaç alışveriş mağazalarını gezdikten sonra, öğleden sonra saatlerinde trenle Kopenhag’a geri döndük. Merkez tren istasyonundan iner inmez karşınıza Tivoli çıkıyor biz de madem görülmesi gereken yerlerin başında, Kopenhag’ın en popüler adreslerinden birisi diyerek biletimizi alıp Tivoli Bahçeleri’ne girdik. Öğleden sonra saatleri olduğu için kapısında kuyruk yoktu ama ilk gittiğimiz günün sabahı önünde deli kalabalık bir kuyruk görmüştüm. Beklemeye hazırlıklı olun derim. Ayrıca yanınızda küçük çocuğunuz varsa veya oyun parklarındaki aletlere binmeyi seviyorsanız, Tivoli’ye tam bir gününüzü ayırmanız gerekir. Çünkü içerisi çok büyük ve eğlenceli. Biz, park içinde en az vakit geçiren turistler olarak tarihe geçebiliriz bence 😝 Hava çok soğuk olduğundan açıkcası parklarda, bahçelerinde pek oturamadık,  oyun yerleri parkları içinde benim ergenim ben çocuk muyum diyip söylenince bizim Tivoli turumuz kısa sürdü…

Tivoli Bahçeleri 1843’te kurulmuş, uluslararası bir turizm merkezi haline gelmiş. 

Tivoli Bahçeleri’nin en büyük özelliği aslında içinde bir çok şeyi birden barındırıyor olması. Egzotik mimarisi, ve kocaman bahçeleri ile bolca yeşilliğe sahip. Bir taraftan yeşllik içinde konulan şezonglarda keyif yapar dingin dingin otururken tepenizde bağıran tiplerin çığlıklarını duyabiliyorsunuz. Çünkü onlar 100km hızla aşağı yukarı döndükleri bir aletin içinde veya roller coster’da uçuyorlar.

Avrupa’da Disneyland’den sonra en çok ziyaret edilen park Tivoli imiş, hatta Walt Disney’in Disneyland’ine ilham kaynağı olduğu söyleniyor.

Giriş ücretleri; 8 yaş altı ücretsiz, yetişkin 99 .00 dkk (danimarka kronu) ancak bu sadece günlük giriş fiyatı, aktiviteler içinde bir çok  seçenek var. Bunları iyi inceleyip bilet almanız gerekiyor.
Kopenhag’ın en güzel ve en pahalı otellerinden birisi olan Nimb Otel, Tivoli bahçelerinin hemen dibinde yer alıyor. Hatta Tivoli içinden şık Nimb restorana giden ayrı bir girişi var. Girişi ve bahçesi bile öyle şık ki uzaktan gördüğünüzde özel bir yer olduğunu hemen anlıyorsunuz. Biz saat 17:00 gibi gittik ancak servis o saatlerde vermedikleri için yemek yiyemeden çıktık. Giderseniz Nimb restoran’a gidin derim. Tivoli dışından da girişi var elbet.
 
Tivolinin içinde dönme dolaplar, çarpışan arabalar, su da yüzen tekneler, makina oyunları ne ararsanız var. Dediğim gibi biz pek oyunlarla ilgilenmediğimizden çok detay yazamıyorum ama mutlaka internet sitesinden parklara ve detaylarına bakın derim. Yeme içme konusunda Tivoli tam  bir cennet, hem ayak üstü atıştırmalık sosisli sandviç, dilim pizza, dondurma gibi fast food seçeneği mevcut , hem de oturup şık güzel bir yemek yiyebileceğiniz çok fazla sayıda restoran, cafesi var.
Akşam saatlerinde ışıl ışıl oluyormuş, ayrıca büyük gölet üzerindeki ahşap gemi, eski bir korsan gemisinden oluşturma bir restoranmış, dışarıdan çok güzel gözüküyor. Gerçekten güzel bir havada yaz akşamları büyüleyici olabilir.  Ancak çok pahalı da olabilir… Biz Wagamama ile Thai restoranı olan Kiin Kiin arasında kararsız kalınca. Wagamama ülkemizde var hadi Kiin Kiin de yiyelim diye bir tercih yaptık. Tivoli bahçelerinde akşamı ettikten sonra odamıza giderek ertesi gün geri dönüş yolculuğumuz için hazırlanmaya başladık.
Kopenhag’da gezilecek gidelecek açık hava müzesi, parklar, saraylar, kaleler tarihi güzellikler var elbette, ancak bizim 3 günümüz olduğundan bir çoğuna maalesef gidemedik. Size tavsiyem Kopenhag için 4-5 gün ayırmanız.
Vee son olarak dan mutfağı, meşhur yemekleri nedir diye soracak olursanız;

Danimarka Smørrebrød’ları (sandviç) 

Evet aslında özel bir yemekleri yok sadece açık sandviçleri meşhur, altında ekmek üzerinde bir çok malzeme, bolca sos bulunan sandviçler. Bunlara smørrebrød diyorlar.

Kopenhag’da en sevdiğim ve mutlaka gidin diyeceğim;  Royal Smushi Cafeyi yazarak yazımı bitiriyorum. Royal Smushi Cafe Kopenhag’da en sevdiğim mekan oldu diyebilirim. İçerisine hatta, girişine geldiğinizde kendinizi Alice Harikalar Diyarında gibi hissediyorsunuz. Strøget caddesi üzerinde İllum alışveriş merkezine gelmeden hemen önce, değişik bir girişi buluyor.

Sunumlar, dekorasyon o kadar tatlı ki. Sahibi bir bayan onunla da tanıştım her gün orada işin başında duruyormuş. Tatlılar dehşet güzel. Tatlılar dışında cafe’nin şöyle bir özelliği varmış; bu smørrebrødlar normalde büyük servis ediliyor, büyük sandviç ekmekleri şeklinde. Ama Royal Cafe’de bu sandviçler minik minik hazırlanıyor. Hatta adında ki smushi buradan geliyormuş. Tatlıları ve sandviçleri harika.

 

Hayat kısa yeni yerler görmek, öğrenmek şart:)

Ben Kopenhag’ı sevmesem de bu tatilimde bir çok yeni bilgi öğrendim farklı yaşantılar gördüm.

Durmak yok gezmeye devam…