Tokyo’da soğuk bir kış akşamında, arkadaşımın evinde çayımızı yudumlayıp sohbet ederken bu yaz farklı bir yere gidelim, hem de deniz tatili yapalım dedikten, çok değil birkaç saat sonra, Montenegro ‘ya gitmeye karar vermiş ve otel bile bakmıştık 🙂

Neden Montenegro?

Neden Montenegro’yu seçtiniz derseniz, son günlerde adını çok sık duymaya başladık ve Ayhan Sicimoğlu‘nun Karadağ videolarını izleyip çok etkilendik. Giriş aynen böyle…

Karadağ 2006 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, hem konuşulan diller açısından, hem yaşayan insanlar açısından karışık bir ülke. Henüz Avrupa Birliği’ne girmemiş olsalar da para birimleri Euro. Üstelik 2016 yılında Kotor, Loneyl Planet‘da Top10 City arasına girerek görülmesi gereken yerler arasında yerini almış. Bizi etkileyen o kadar çok şey var ki aslında, ama iyi ki de etkilenmişiz.

Montenegro ‘ya Nasıl Gittik?

Türk Hava Yolları’nın Podgorica uçuşları ile 1 saat 50 dakika süren bir yolculuk sonunda Montenegro’ya ulaştık. Podgorica Montenegro’nun başkenti ancak burası turistik açıdan çok ilgi gören bir bölgesi değil. Konaklama ve gezip görme açısından daha çok Budva ve Kotor tercih ediliyor.

Havaalanından kiraladığımız arabamızı alarak ve navigasyon cihazımıza Kotor yazarak yola çıktık. Fakat oldukça maceralı ve uzun bir yolculuk oldu bizimkisi.. Normalde havaalanından Kotor veya Budva’ya 1.5-2 saatte ulaşabiliyorsunuz. Tabii Podrorica’dan Kotor’a, Budva yolu üzerinden giden daha az virajlı ve çift gidiş gelişli bir yolundan giderseniz. Navigasyon bizi dağların arasından Cetinje’den dolanan yol üzerinden götürdüğünden yolculuğumuz biraz uzun ve tehlikeli geçti. Karadağ adı üzerinde, büyük kara kara dağlar ile çevrili Cetinje çevresinden dolaşan yol neredeyse tek şerit ve bir tarafınız hep uçurum. Hele virajlarının keskinliğini anlatmam mümkün değil.

Hem açlıktan hem yolu takip etmekten yorulunca bir yerde pes ederek bir şeyler yiyip içmeye karar verdik. Eski dağ evleri tarzında, uçurum kenarında “Newjesta Jadrana” adında şirin bir restoran bulduk (açıkcası fazla da alternatifimiz yoktu:) Tam ne yiyelim, içelim, manzara ne güzel derken aniden yağmurla birlikte bir sis çöktü üzerimize. Ben böyle bir sis bulutunu hiç görmedim, karşı dağları görmeyi bırak önümüzü, yediğimizi bile görememeye başladık. Bir taraftan hava soğudu, şallara sarılmış halde hiç bilmediğimiz bir yerde Montenegro’ya getirdiğimiz bikinilerin sayısını düşünüp uzunca güldük:)

Sisler arasında o tehlikeli yoldan ağır ağır Kotor’a otelimize ulaşmayı başardık. Bu yol bizim için harika Adriyatik ya da diğer adıyla Dalmaçya kıyılarını seyrettiğimiz ve mis gibi dağ havası aldığımız maceralı bir yolculuk oldu. Ancak Kotor’a gidecek herkese Budva yolu üzerinden ve haritaya bakarak bu dağ yoluna girmeden gitmelerini şiddetle tavsiye ediyorum..

 

Tepelerin Arasından

Dağların Arasındaki Restoran “Newjesta Jadrana”

Nerede Konakladık?

Otelimiz Forza Mare Kotor merkezine çok yakın, deniz kenarında 10 odalı butik bir oteldi. Ben otelin çalışanlarını, konumunu, yemeklerini, odalarını her şeylerini çok sevdim. Ayrıca otelin içinde spa center, jakuzi, kapalı yüzme havuzu ve gym bulunuyor. Hemen önünde küçük bir plajının olması ve buradan denize giriliyor olması da çok büyük bir avantaj oldu bizim için.

Kotor’da her yerden denize girmek pek mümkün değil. Denizi taşlık ve kayalık. Budva bu konuda daha şanslı. Budva’da her yerden denize girilebiliyor, her yer plaj denilebilir. Kalenin hemen önünde uzun bir halk plajı, kalenin dışında yat limanının devamında da yine uzun bir halk plajı bulunuyor.

forza mare oda

Forza Mare Otel Odası

Forza Mare’nin restoranı da, denizin üzerinde olması ve karşısında nefis dağ manzarasının olması nedeni ile tercih edilen bir mekan. Masalarda mumların yanması, sessiz ortamı ile atmosferini de çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Menüsü akdeniz ağırlıklı olsa da alternatif oldukça fazla. Benim favorim ızgara ahtapot ve ev yapımı makarnası oldu.

Kotor ile Budva arası 20-25 kilometre ve araba ile yarım saatlik bir yol. Bizim kalmak için Budva’nın kuzeyinde kalan Kotor’u tercih etmemizin nedeni, UNESCO tarafından korumaya alınmış, tarihi M.Ö. 3. yüzyıla dayanan, fiyortlarla çevrili, iç deniz havasında çok şirin bir liman şehri olması. Budva’ya göre daha küçük ve samimi olduğunu söyleyebilirim.

Yeme, İçme, Eğlence!

Ancak Budva’da da çok hareketli bir gece hayatı ve alışveriş  olanağı var. “Discoteche Trocadero”“Nightclub K3“, “Top Hill” Budva’da en çok tercih edilen gece kulüpleri arasında. Çılgınlar gibi sabaha kadar dans etmek istiyorsanız bu mekanlar tam size göre.

Benim eğlence için tercihim Budva Old Town içinde yer alan Cafe Grego oldu. Bakmayın adının cafe olduğuna, müziği sokaklara taşmış çok eğlenceli bir mekan. Gece saat 02:00’ye kadar açık. Üstelik biz dört biraya 17 euro verince bir şaşırmadık değil:) Genel olarak Montenegro’da yemek ve içki fiyatları gayet uygun. Gece kulüplerine giriş ücreti 15-20 Euro.

Gene Budva’da gittiğimiz balık restoranı Demidzana‘da güzel ve uygun fiyatlı bir akşam yemeyi yiyebilirsiniz. Meze ve balıklar çok lezzetli. Old Town’a yakın merkezde, yeşillikler içindeki mekan benden tam puan aldı. Salata 2,5 euro, ara sıcaklar 7-10 euro, soğuk mezeler 4,90- 7,90 euro, tatlılar 2,5 euro, viski ve kokteyl fiyatları 4-5 euro olunca menüsüne yanlış yazmışlar heralde diye düşünmeden edemiyorsunuz:)

Budva-Demizana

Budva- Demizana

Budva Old Town içinde birçok hediyelik eşya dükkanı, cafe ve bar bulunuyor. Old Town’dan sahil boyunca yürüdüğünüzde bir sürü teknenin olduğu marinaya ulaşıyorsunuz.

Budva’nın birkaç km ötesinde yer alan Sveti Stefan Adası ise çok meşhur ve gizemli. Adaya giriş serbest değil. Ya bir tur satın alarak gezmeye gidebiliyorsunuz, ki bunun fiyatı 25 euro değerinde günde iki sefer yapılan birer saatlik bir tur, ya da adanın içinde yer alan Aman Resort ‘da kalırsanız gidebiliyorsunuz.

Ada çok eskiden bir balıkçı köyüymüş, şimdi ise içinde çok lüks bir otelin ve Sophia Loren, Claudia Schiffer, Kirk Douglas gibi meşhurların evlerinin bulunduğu özel bir ada olmuş. Eskiden kara ile bir bağlantısı da yokken, şimdilerde zenginlerin lüks evlerine kolayca ulaşabilmeleri için adaya uzanan ince bir yol yapılmış. Adanın her iki tarafında özel plajlar var. Bu plajlara giriş de ücretli. Ben adaya gitmeyi ve ada içinde fotoğraf çekmeyi çok istedim. Aman Resort’e akşam yemeği için rezervasyon yaptırdık. Yemek saatinden biraz erken gidip dolanır fotoğraf çekeriz diye planlayıp çıktık Kotor’dan yola. Ancak hafta sonu olması nedeni ile Budva girişinde çok trafikte kalarak ve yolları bir parça karıştırarak yolumuz 1,5 saat sürdü. Arabamızı park ettiğimizde ada girişindeki yol kapkaranlıktı. Üstelik hafif bir fırtına durumu çıkarak adaya bağlantı yolunda yürümemize bile engel oldu. Ada girişinden sizi karşılayıp içeriye alıyorlar. Biz hem açlıktan hem de ada girişinde bizi almaya gelenleri beklerken üşümekten yorulup hemen yemeğe oturduk. Hava o kadar kötü oldu ki, yemeğimizi bile iç mekanda yemek durumunda kaldık. Yani ben sadece Sveti Stefan adasını gezmek ve fotoğraf çekmek için tekrar Montenegro’ya gideceğim. Ne yalan söyleyeyim oralara kadar gidip adayı gezememe durumu çok içime işledi zira:)

İçini gezme fırsatı bulamadığım için Aman Resort hakkında fazla yorum yapamayacağım ama ben restoran ortamını ve yemeklerini pek beğenmedim. Restoranın iç kısmı küçük küçük odalardan oluşuyor. Bizim olduğumuz oda gibi bölümde bizden başka 2 masa daha vardı. Biraz samimi ve sessiz bir ortam. Menüsünde hem et hem balık çeşitleri var. Başlangıçlar 16-25 euro civarında, makarna&risotto fiyatları 20-30 euro, günlük balık ve et fiyatları 45-50 euro. Menüsünde bir gün önceden sipariş vermeniz gereken özel pişirilen fiyatı 90 euro değerinde bir et seçeneği vardı, onu merak etmedik değil:) Ben kırmızı şarap soslu kuzu incik siparişi verdim ama dediğim gibi fiyatlara göre sunumu ve lezzetlerini pek beğenmedim.

Başka Neler Var?

Kotor ve Budva dışında içinde Montenegro Yat Limanı nın olduğu Tivat‘da gezip görülmesi gereken yerler arasında. Budva’ya yaklaşık 15-20 km uzaklıkta. Biz bir tekne turu sonrasında portda gezinerek yemek yedik. Marina’da yer alan tekneleri izlemek bile keyifli çok güzel şık tekneler vardı. Onun dışında ünlü markaların mağazaları yer alıyor. Hemen yat limanının girişinde Byblos diye bir lübnan restoranında humus, muhammara, falafel, peynirli börek tarzı hamur işleri yerken kendimizi bulduk. Ben meze ve hamur işlerini gayet başarılı buldum. Genel olarak beyazlar içinde restoranın atmosferi de çok hoştu.

Yat limanının içinde, tam denizin karşısında Regent Porto Montenegro oteli yer alıyor. Bu oteli de çok beğendim, konum olarak çok çok iyidi. Otelin girişinde çok şık koltuklar yer alıyor, biz de burada kahve içip tatlı yiyelim dedik. O kadar hamur işinin üzerine tatlı az söyleyelim ben yemem sen yersin derken bir tatlı menüsü geldi ki hepimiz kendimizi kaybettik:) Summer strawberryler, hazelnut paanacottalar, moist chocolate cakeler, chocolate ice creamler derken bir tatlı krizi yaşandı. Ama olur da yolunuz marinaya düşerse Regent Otel’de bir tatlı yemeden dönmeyin.

Dönüp dolaşıp tekrar Kotor’a geliyorum ve yazımı Kotor Old Town ile bitiriyorum. 1979 yılında yaşanan depremden sonra hasar gören şehre başta da yazdığım gibi UNESCO el atmış ve restore edilmesini sağlamış. Kotor Old Town’un giriş kapısının hemen üzerinde eski Yugoslavya lideri Tito’nun bir sözü yer alıyor, “Tude Necemo Svoje Nedamo” yani türkçesi “Bizim olanı vermeyiz, başkasının olanı istemeyiz.”  Ne kadar güzel ve anlamlı bir söz değil mi? Hem barışçıl bir mesaj var hem de sonuna kadar direneceklerini ima eden bir başkaldırış.

IMG_8012

Old Town’un girişi de içi de Budva’dan çok daha gösterişli ve ihtişamlı. Kapıdan geçtikten sonra dar sokaklardan bir çok meydana çıkıyorsunuz.

Her meydanın bir hikayesi var aslında, bir rehberle gezmek ve hikayelerini geçmişini dinlemek güzel olabilir. Girişte Old Town içinde kaybolmayalım diye bir broşür veriyorlar. Her dilden broşür mevcut, biz bir tane Türkçe broşür edinerek numaralandırılmış meydanları gezindik. Ancak hava sıcak olduğundan çok tepelere çıkamadık. Sokaklar hem dar hem de yokuş, bu nedenle size de gezmek için akşamüstü veya akşam saatlerini öneriyorum. Çünkü gerçekten içerisi büyük ve karışık. Old Town’da birkaç tane katolik kilisesi yer alıyor. Bunlardan 12. yy’da yapılmış olan Aziz Tryphon kilisesini 1.5 euro karşılığında girip gezdik. Ayrıca küçük hediyelik eşya dükkanlarından Montenegro hatırası alabilirsiniz. Meydanlarda birçok cafe ve restoran var. Ben Pızzerıa‘nın ortamını ve yemeklerini pek sevdim. Sadece pizzacı değil salata, et, balık, makarna ne isterseniz var. Üstelik ana yemek fiyatları 11-13 euro.

Son olarak Kotor gece hayatında neler var derseniz o da yine Old Town içerisinde. Old Town girişinde Dojimi Kotor diye bir bar bulunuyor. Bizim gittiğimiz gece canlı müzik vardı ve açık havada canlı müzik dinlemek dans etmek gayet eğlenceli oldu. Old Town içerisinde de birçok pub, bar tarzında yerler var. Ben bunlardan Cesare’yi tavsiye ederim. Hem açık havada, hem de çalan müzikler çok güzeldi.

Ama buradan Montenegro’da gece dışarıya çıkacak hem cinslerime çok önemli bir not yazmam gerekiyor. Lütfen bu yazdıklarımı dikkate alın! Yanınızda mutlaka topuklu ayakkabı götürün.. Hatta en yüksek pont olanlarını alın. Karadağ’da insanlar özellikle de kızlar bir parça uzun. Hatta daha gerçekçi yazacağım, bir parça değil bayağı bayağı uzun. Neredeyse 1.75-1.80 den kısa boylu kız görmeniz mümkün değil. Üstelik bu boya bir de topuklu ayakkabı giyiniyorlar.. Yani anlayacağınız Karadağ halkı sulak yerde yetişmiş. Ben ilk gece düz sandaletlerimi giyindim diye psikolojim bozuldu benden söylemesi..:)

Tabii Montenegro’da gezdiğim, gördüğüm yerler bu kadar değil. Çok yakında hızlı bot ile denizden yaptığım turun detaylarını Montenegro Sahilleri yazımda okuyabilirsiniz. Takipte kalın, sevgi ile kalın.