Kuşadası’nın adı neden Kuşadası diye düşünürdüm hep, küçükken de sadece kuşlar yaşıyor sanırdım:) Bu yaşıma kadar, bu kadar gezmeme, seyahat etmeme rağmen nedense hiç gitmedim Kuşada’sına… İşte kısmet bugüneymiş:)

Peki gerçekten adı neden KUŞADASI? 
Benim gibi merak edenler varsa; Ortaçağlarda Venedik ve Cenevizliler buraya “Scalanova” (Yeni İskele) adını vermişler. 1413 yılında 1. Mehmet Çelebi zamanında Osmanlılar tarafından ele geçirilince içinde pek çok kuş yuvası bulunan Güvercin Ada’sının olmasından dolayı adına o zamanlar Kuşadası denilmiş.

Bundan bir kaç yıl önce Kuşadası’na çok sevdiğim teyzem ve eniştem taşındılar. İnsanlar normalde aynı site içinde ev taşımaya falan üşenirken benim canım teyzem sağolsun böyle şehirler arası taşınır,  Zonguldak’tan Antalya’ya, Antalya’dan Kuşadası’na… Gezenti, macerapest bir teyze işte kendisi, benzediğimiz kesin bilgi:)

İki günlük kısa Kuşadası gezimde nerelere gittim, Kuşadası’nda gezilecek yerler nereler, bu yazımda bunları paylaşacağım. Aslında Kuşadası’nı ve çevresini gezmek için 2 gün az bir süre, biraz daha vakit ayırmak tadını doya doya çıkartmak gerekiyor.

Ctesi sabahı İstanbul’dan İzmir’e uçtum, İzmir’den bir araç kiralayıp navigasyonuma Kuşadası’nı girdim. İzmir Havaalanından Kuşadası yaklaşık 80 km, yollar çok keyifli ve güzel. Teyzemlerin evi Kadınlar Plajı’na 5 dakika uzaklıkta. Teyzemi aldıktan sonra hemen ilk işimiz Kuşadası merkeze, çarşısına inmek oldu. Benim bir yeri tanımam anlamam için biraz çarşısında, büyük caddelerinde dolanmam gerekiyor. Ancak öyle yönümü buluyor ve nasıl bir yerde olduğumu az çok anlayabiliyorum. Sahilinde yanyana çok güzel balıkçılar var. Çarşıda bir çok mağazalar, pastaneler, fırınlar bulunuyor. Mado, Özsüt, Starbucks vb.. gibi yerler var.  Kuşadası Marina’da oldukça büyük ve gene içinde bir çok marka, mağaza bulmanız mümkün. Açıkcası benim umduğumdan daha gelişmiş bir yer Kuşadası.

Kuşadası görülmesi gereken yerlerin başında Kuşadası Milli Parkı yer alıyor. Tam adı;

Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı

olan park kısaca Milli Park diye biliniyor. Girişte bir ücret ödüyorsunuz. Yayalar için 4 TL, araçlar için 12 TL alınıyor.

Delta Ege Bölgesi’nde göçmen kuşlar için en önemli yaşama alanlarından birisi, aynı zamanda deniz balıklarının yumurta bırakma sahası. Yaz mevsiminde ise hem halkın hem turistlerin denizine akın attığı bir yer. Parkın içinde dört ayrı plaj bulunuyor. Açıkcası ben denizinden, plajlarından çok yeşili ile ilgilendim.  Parkın içine girer girmez o çam kokusu bitkilerin, yeşilinin güzelliği sizi büyülüyor.  Milli Park florasında 95 familyaya ait; tür, alttür ve varyete düzeyinde 804 adet bitki türü belirlenmiş. Bu bitkilerden 6 tanesi dünyada sadece burada görülen endemik türlermiş. Milli Park Akdeniz maki florasının hemen hemen bütün bitki türleri ile Kuzey Anadolu ormanlarına özgü bazı küçük orman topluluklarının birlikte yetiştiği tek yer olma özelliğine sahip.

Sahilde,  plajlarında göreceğiniz yaban domuzlarıda sizi şaşırtabilir. Ben biraz tedirgin oldum açıkcası, yanımdan  hızla geçen siyah  domuzcukları görünce:)  Yabani domuzlar Millipark’a gelen tatilcilerin bıraktıkları yiyecek artıkları yüzünden plajlara kadar gelip yiyecek arıyorlarmış, insanlara alışmış durumdalar ama gene de yavrularının sayısı azımsanacak gibi değil, dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Neyse domuzlar bir yana plajları da temiz, bakımlı bulmadığımı söylemek isterim. Tesis olarakta beklentiniz yüksek  olmasın, açıkcası ben oradan denize girmeyi tercih etmem.

Domuzları ve denizini bir kenara bırakırsak ben Milli Park’ın içinde bulunan fazla oksijene, bitki örtüsüne ve yeşiline bayıldım.. Ulaşım olarakta aracınız ile giderseniz merkezden 15-20 dakika uzaklıkta, Kusadasi – Davutlar yada Güzelçamlı’dan bineceğiniz minübüsler ile de kolayca hepsine ulaşabilirsiniz. Milli Park’a girer girmez koylar belirli aralıklarla sıralanmaya başlıyor.

Vaktimiz kısa olduğundan Milli Park’tan sonra hava kararmadan Güvercinada Kalesi‘ne doğru yola çıktık.

Güvercinada Kalesi,

Kuşadası Körfezinin ağzında limanı koruyan bir konumda yapılmış. Güvercinada üzerinde, Barbaros Hayrettin Paşa tarafından yaptırılan bir iç kale ve İlyas Ağa tarafından yaptırılan surlar yer almaktadır. Bu surlar Mora İsyanı sırasında adalardan ve denizden gelebilecek saldırıları önleyebilmek için yaptırılmış. Surlar adayı çepeçevre saracak şekilde yaklaşık 3 metre yüksekliğinde inşa edilmiş.

Eskiden karayla birleşimi bulunmayan ve ziyaretçilerin sadece sandalla ulaşabildikleri bir adayken daha sonradan karayla birleştirilmiş. Bölge halkı sandalla gidilirken adanın daha yoğun ilgi gördüğünü, karaya bağlandıktan sonra eski orijinalliğinin kalmadığını söylüyor. Açıkcası bende sadece uzaktan kara birleşimi yerinden baktım, içine kadar girmedim. Güvercinada’sı Kuşadası merkezinde yer alıyor. Bu nedenle görmemeniz mümkün değil. Özellikle akşamları ışıklandırmasıyla oldukça etkileyici bir görüntü oluşturduğu için akşam saatelerinde gitmenizi tavsiye ederim. Güvercinada’nın çevresinde birçok cafe, çay bahçeleri ve restoran bulunuyor. Hem kale manzarası hem aile çay bahçesinde çekirdek çitleme işte olay bu dur:)

İkinci günümüzün sabahı erkenden Kadınlar Plajı’na indik. Plaj halka açık olduğu için, yaz sezonununda iğne atsan yere düşmüyor dedikleri cinsten oluyormuş. Hem tam sezon olmamasından hem erken saatler olduğundan sakince oturabildik:) Plajın üst kısmında yol boyunca bir çok cafe, restoran, hediyelik eşya satan dükkanlar var. Çok gezinmedim benim tek derdim bir Ege sularına kendimi atmak olduğundan denizimize girip hemen çıkıp üstümüzü değiştirip. Şirince Köyü‘ne doğru yola çıktık.

Şirince Köyü

Ben ba yıl dım bu şirin köye, gerçekten ismini hakediyor.

Gerçi zamanında Rumların yaşadığı köyün eski adı Çirkince’ymiş, insanlar buraya gelip kendilerini rahatsız etmesin diye bu ismi koymuşlar. İzmir Valisi Kazım Dirik’in ziyareti sonrası köyün adı değişmiş. Vali kendisini köy marşı ile karşılayan öğrencilerden etkilenip bu köyün adı Şirince olsun demiş.

Hatırlarsanız kıyamet kopacak ve Dünya’nın sonu gelecek diye 2012 yılında Maya Takvimine göre bir inanış vardı. Beklenen felaketten zarar görülmeyeceği inanılan bölgelerden bir taneside Şirince Köyü idi. Kehanete göre Hz. İsa 22 Aralık 2012’de Şirince’ye gelecekti. Bu beklentiyle beraber Şirince Köyü’nde ki tüm pansiyonlar tamamen dolmuş, ev satın alanlar bile olmuştu.

Neyse ki kıyamet henüz kopmadı bizde  araba ile köyün içine kadar girip, girişinde bulunan otoparklardan birisine arabamızı park ederek Şirince Köyü’nü gezebildik:)

Kuşadası’ndan Şirince arası yaklaşık 30-35 dk sürüyor. Yeni bir yol yapmışlar dedi teyzem o yoldan gittim ama sanırım mesafe olarak çok fark etmedi. Aracımızı bıraktıktan sonra dar sokaklarından  yukarıya doğru tırmanmaya başladık. O eski evlerin güzelliği gerçekten görmeye değer. Şirince denizden 350 metre yüksekte yer aldığı için havası bile çok farklı.

Şarap almadan Şirince’den dönmeyin, her yerde ev yapımı leziz şarapların tadımı var.  Özellikle de karadut şarabı bu bölgede çok bulunuyor. Karadut dışında çok lezzetli meyve şaraplarını burada bulabilirsiniz, İstanbul’da gördüğünüz meyve özlü şarapların bir çoğu zaten Şirince’den geliyormuş.

Tüm sokaklarını gezmeniz sadece 1-2 saatinizi alıyor küçüçük bir yer ama ben her dar ara sokağına daldım tabii…

Son yıllarda ziyaretçi akınına uğrayan Şirince’de el emeği göz nuru bir çok ürün satan tezgahlar da var. Dantellerden tutun, sehpa örtüleri, yazmalar, eşarplar, kenarları işli deniz elbiseleri, çocuk kıyafetleri… bir çok ince işlemeli detay. Bu tezgahları gezmek bile çok keyifli geldi bana. Tabii ki hemen bir oyalı eşarp alınıp kafaya takıldı:) Taş Butik’e de mutlaka uğrayın derim çok güzel kıyafetler var.

Şirince’de konaklamak için bir çok pansiyonda gözüme çarptı. Yani sadece Şirince’ye gidip 2-3 gün o serin güzel havasını içine çekerek uzunca bir tatilde yapabilirsiniz. Öğlen yemeğimizi hemen merkezde Özlem Restoran diye bir yerde yedik, kapısının girişinde el yapımı nefis gözleme yazısı beni cezbetti:)  Ege mutfağının meşhur yemeği olan şevketi bostan ve gözleme sipariş verdik. Kuzu etli yapılan şevketi bostan pek benlik değil ama bu sebzenin faydalarını ve nasıl zor toplanarak ayıklandığını öğrenince yememek olmaz dedim:) Pek tadı olmayan bir sebze deyip konuyu kapatıyorum:)

Tam Şirince Köyü gezimiz bitti gidelim derken  Üzüm Cafenin önüne çıktık ve aman Allah’ım o nasıl güzel bir bahçe o nasıl güzel bir müzik sesi.. Kendimizi bir anda Üzüm Cafe’nin bahçesinde otururken bulduk.  Hem bahçesi hem iki katlı iç mekanı çok çok güzel, sahipleri de çok tatlı bir karı-koca. Hesabı öderken İstanbul’dan geldiklerini öğrendim ne güzel yeni mi açıldı burası diye sordum. Gülümseyip yeni sayılır 10 yıl kadar dediler…. Ne harika değil mi? İstanbul’dan Şirince’ye geliyorsunuz yaz kış açık bir cafe, mekan yapıyorsunuz ve işin başında durarak 10 yıl gibi bir süre ayakta tutuyorsunuz. Aynı zamanda şarapçılıkta yaptıklarını anlattılar, Şirince’ye giderseniz mutlaka Üzüm Cafe’ye gitmelisiniz.

Şirince Köyü’nden Kuşadası’na doğru  giderken yolunuzun üstünde bulunan Efes Antik Kent‘e giriyoruz. Kuşadası’na kadar gidip Selçuk’da bulunan  Efes Arkeoloji Müzesini görmeden dönmek olmaz. Selçuk, Şirince Köyü’nden 7 Km, Kuşadası’ndan 22 Km uzaklıkta.

Efes Antik Kent  

Dünya Miras Listesine alınan “Efes” Dünya Miras alanı; Çukuriçi Höyük, Ayasuluk Tepesi (Selçuk Kalesi, St. John Bazilikası, İsa Bey Hamamı, İsa Bey Camii, Artemision), Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi olmak üzere dört bileşenden oluşuyor. Antik dönemin en önemli merkezlerinden biri olan Efes’in çok detaylı tarihsel bilgisine girmeyeceğim. Merak edenler bu sitede çok güzel bilgiler bulunuyor, buradan okuyabilirler.

Efes; tarih öncesi dönemden başlayarak Helenistik, Roma, Doğu Roma, Beylikler ve Osmanlı dönemleri boyunca yaklaşık 9000 yıl kesintisiz yerleşim görmüş ve tarihinin tüm aşamalarında çok önemli bir liman kenti ve kültürel ve ticari merkez olmuş. Bu nedenle de içine girdiğiniz de kayboluyorsunuz… Ana girişinden yukarıya en üst noktasına çıkmanız için yaklaşık 4-5 km tırmanmanız gerekiyor, taksiler sizi en üste kadar çıkartıyorlar. Ancak bizim vaktimiz kısıtlı olduğundan ve bir parça yorgun olduğumuzdan sadece antik tiyatro çevresini gezebildik. Giriş ücreti 40 TL olan Efes Antik Kent’in içinde bir çok turist bulunuyor. Özellikle Japon’ların yoğun ilgi gösterdiği Antik Kent’in her köşesi ayrı bir tarih.  Turistlerin bir çoğuda sadece Efes Antik Kenti görmek için Kuşadası’na geliyorlar.

Roma’da bulunan Pantheon Tapınağı’na gidip ülkemizde Selçuk’da bulunan Efes Antik Kent’i görmeye gitmeyenlere buradan selam olsun:)

Kuşadası gece hayatı ve yeme içmesi ile ilgili çok bilgi veremiyorum maalesef, malum ben teyzemin harika yemeklerinden yedim bol bol:)

Ancak Güvercin Ada manzaralı Macit Restoran’ın yerini ve ününü duydum. Hani şık, güzel bir yemek yemek isterseniz Macit’i deneyebilirsiniz.

Benim Kuşada’sı seyahatim burada son buluyor.

Yeni rotalarda görüşmek üzere…